Tarihsel Süreç İçinde Ortadoğu
Tarih Mayıs 7, 2007 in Yazılar by sibernetikci
Tarih boyunca, dünyanın çeşitli bölgeleri, devletlerin ve medeniyetlerin ilgi odağı haline gelmiş, uzun süren savaşlara sebep olmuş, kısacası paylaşılamaz bölgeler olarak tarihe geçmişlerdir. Mesela bilinen ilk medeniyetler, Mezopotamya’da (Fırat ve Dicle arasındaki verimli topraklarda) kurulmuştur. Coğrafi keşifler sonucu, batılı devletlerin, dünyanın bilinmeyen yüzüyle tanışmaları, üzerlerinde yüzyıllar süren Osmanlı hakimiyetinin son bulmasına sebep olmuştur. Günümüzde ise Orta Doğu, yüzlerce yan ürünüyle birlikte sanayileşme ve makineleşme sürecinin vazgeçilmez hammaddesi olan petrolü topraklarında barındıran nadir bölgelerden birisi olması nedeniyle gündemdeki sıcaklığını daima muhafaza etmektedir.
Orta Doğu, oldukça geniş bir alana sahip ve barındırdığı petrol rezervleri sebebiyle büyük devletlerin ilgisini daima üzerine çekmiş bir bölgedir. Yaklaşık olarak 15 milyon km² alana ve 450 milyon nüfusa sahiptir. Bölgenin sınırları net bir şekilde çizilememekte, ancak sınırların belirlenmesinde en büyük etken Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) değişik zamanlardaki stratejileri olmaktadır. Mesela, Afganistan ve Pakistan jeopolitik olarak bölge ülkesi değillerken, Amerika Birleşik Devletleri’nin 1950’li yıllardaki stratejileri sonucu bölge sınırları içerisinde sayılmaya başlamışlardır. Alman şarkiyatçı Udo Steinback’a göre Orta Doğu ülkeleri şunlardır: Fas, Cezayir,Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan, Ürdün, İsrail, Suriye, Irak, Katar, Umman, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Yemen , İran, Afganistan, Pakistan ve Türkiye’dir.
ABD eski başkanlarından Truman bir konuşmasında, Orta Doğu’nun dünya üzerinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu ifade ederken şunları söylemiştir:
“Gözlerimizi Yakın ve Orta Doğu’ya çevirdiğimizde vahim meseleler arz eden bir bölge ile karşılaşıyoruz. Bu bölgede geniş tabii kaynaklar vardır. En işlek kara, hava, deniz yolları buradan geçmektedir. Bu bakımdan bölgenin büyük iktisadi ve stratejik önemi vardır. Fakat bu bölgedeki ülkelerin hiç birisi ne yalnız ne de birlikte kendilerine yöneltilecek bir tecavüze karşı koyabilecek kadar güçlüdür.”
Başkanın bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi, bölgenin dünya dengeleri açısından ne kadar büyük bir önem arz ettiği Amerika Birleşik Devletleri tarafından hiçbir zaman göz ardı edilmemektedir. Zaten Eisenhover Doktrini’ne göre de, ne Amerika Birleşik Devletleri’nin ne de Rusya’nın Orta Doğu stratejileri, genel stratejilerinden farklı düşünülemez.
Bu bilgilerin ardından, bölgede yakın geçmişte cereyan eden olaylara kısaca göz atmakta fayda vardır: 1. Dünya Savaşı sonrasında, bölgede hakim olan devlet İngiltere’ydi. Ancak zamanla bölge ülkeleri bağımsızlıklarını kazandılar; böylece de üzerlerinde İngiltere’nin fiili hakimiyeti devam etse de hukuki olarak herhangi bir bağı kalmadı. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Rusya, Türkiye üzerinden bölgeye gireceğini açıkladı, fakat arkasında Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin desteği bulunan Türkiye’nin olumsuz cevabı üzerine, İran üzerinden harekete girişti. Fakat o dönemde Rusya’nın Orta Doğu’da önemli bir etkisinin olduğu da söylenemezdi.
1952’de Mısır’da Nasır’ın iktidara gelmesiyle, Mısır, anti-batı Arap kamuoyunun temsilcisi durumuna yükselmiş; 1960’larda Amerika Birleşik Devletleri bölgede aktif rol oynamaktan vazgeçerek, temel amacını müttefiklerine yardım etmek ve daha fazla güç kaybetmemek olarak değiştirmiştir. 1973 yılı Arap Dünyası için iki büyük gelişmeye sahne olmuştur:
1-) Uzun zamandan beri devam etmekte olan Arap-İsrail Savaşı’nda, Arap Orduları ilk kez –sınırlı da olsa- bir başarı kaydetmişlerdir.
2-) Petrol üreten Arap devletleri, büyük devletlere karşı bir petrol ambargosu başlatmış ve bunun sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’ni, Arap-İsrail Savaşı’nda çözüm aramaya itmişlerdir. Bu da İsrail’in Sina Yarımadası’ndan çekilmesi ve Sina’nın Mısır’a iadesi sonucunu doğurmuştur.
Afganistan’ın Sovyetler Birliği etkisi altına girmesi ve İran’da meydana gelen rejim değişikliği, bölgede Amerika Birleşik Devletleri’nin tek güvenilir müttefikinin Türkiye olmasına sebep olmuştur. 1970’li ve 1980’li yıllara Mısır ve İsrail kazanımı ile giren Amerika Birleşik Devletleri, İran ve Afganistan’ın kaybı ile bölgede stratejik bir zayıflamaya gitmiştir.
İran, Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesinden önce Suudi Arabistan’ın ardından, dünyanın 2. büyük petrol üreticisi olarak hızlı bir sanayileşme sürecine girmiştir. 1971-1977 yılları arasında 23 milyar dolarlık silah sistemi alarak bölgede etkin güç olma özelliğini sürdürmüş ve tek rakibi olarak gördüğü Irak’taki ayrılıkçı Kürt hareketlerini desteklemiştir. Bu olaylar sonucunda İran-Irak Savaşı patlak vermiş, ve gerek Amerika Birleşik Devletleri gerekse Rusya için büyüyen güç İran’ın durdurulması adına bir fırsat doğmuştur. 1982’de Irak’ın savaş gücünün tükenmesine rağmen Amerika Birleşik Devletleri Irak’ı, teröre destek veren ülkeler listesinden çıkararak 1.6 milyar dolarlık kredi sağlamış, Rusya da Irak’a çeşitli mali ve askeri yardımlar yapmıştır. Savaş iki ülkenin de yenişememesi ile sonuçlanmış ve yüzü gülen taraf yine büyük güçler olmuştur. Çünkü Irak’ın galip gelmesi bölgede parlayan yıldızın Irak olmasını sağlayacakken, İran’ın kazanması da, liderliğini sürdürmesini ve değişen rejimin dünya çapında büyük bir reklamının yapılmasını sağlayacaktı. Oysa bölgede güçlü bir devletin bulunması gerek Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın gerekse diğer Batılı devletlerin menfaatlerine ters düşüyordu.
1989’da Sovyetler Birliği Afganistan’dan çekilmiş ve Amerika Birleşik Devletleri bölgede yeni bir hareket alanı bulmuştur. Bütün dikkatler Rusya’nın Orta Asya’daki hukuki egemenliğinin sona ermesinden sonra, Hazar ve Orta Asya petrollerine de yoğunlaşmıştır. Böylece petrol ve doğalgazıyla ikinci bir Orta Doğu sayılan Hazar Havzası da gündeme girmeye başlamıştır.
Orta Doğu’da her dönemde farklı gelişmeler vuku bulurken, Türkiye de değişik zamanlarda, değişik Orta Doğu politikaları izleyerek, bölgedeki etkinliğini hissettirmeye çalışmıştır.
1960 darbesinden sonra, Türkiye Orta Doğu’daki etkinliğini kaybetmiş ve 1963-1964 Kıbrıs Bunalımı, Türkiye’yi bölgede tamamen yalnız bırakmıştır. Bunun üzerine Türkiye Arap devletlerini yanına çekmek için Arap yanlısı politikalar izlemeye başlamıştır. 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda İncirlik Üssü’nün kullanılmasına müsaade etmemiş; 1970’lerde Filistin davasını desteklemiş ve İsrail’in 1967’de işgal ettiği yerlerden çekilmesini talep etmiştir. 1974 Fez Zirvesi’nden çıkan karara göre Filistin Kurtuluş Örgütü’nün, Filistin halkının tek meşru temsilcisi sayılması üzerine Filistin Kurtuluş Örgütü ile saygıya dayalı ilişkiler kurmaya başlamış ve 1979’da Ankara’da bir Filistin Kurtuluş Örgütü Bürosu açılmasına izin vermiştir. Ankara, 1988’de bağımsız Filistin Devleti kurulması kararını ilk kabul eden yerlerden biri olmuş ve 1992’de Filistin Devleti’nin temsilcilik seviyesini İsrail’le eş zamanlı olarak büyükelçilik seviyesine çıkarmıştır. Ayrıca Temmuz 1980’de İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak ederek Birleşik Kudüs’ü başkent ilan etmesine tepki olarak buradaki Türk Konsolosluğu’nu kapatmış, Tel Aviv’deki temsilcisinin diplomatik düzeyini Aralık 1980’de ikinci katip seviyesine indirmiştir. 1956 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonraki yıllarda ise, Tel Aviv’de Türk Büyükelçisi bulunmuyordu.
Ancak, Türkiye’nin bütün bu Arap yanlısı tavırlarına rağmen, başta Kıbrıs’la ilgili olmak üzere birçok konudaki Birleşmiş Milletler oylamalarında, Türkiye’nin aleyhine oy kullanan Arap devleti sayısı oldukça fazlaydı.
Türkiye son yıllarda, İsrail’le de yakın ilişkiler içine girmiştir. Bu yakınlaşmada tarihi bağın (Osmanlı hakimiyetindeki Yahudi cemaatleri vs.) yanı sıra ortak müttefik olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin bulunması da önemli bir faktördür. Birçok konuda (askeri alanda, ekonomik alanda ve hatta spor alanında) Türkiye ile İsrail’in anlaştığı gözlenmektedir. Ancak Türkiye, İsrail’le olan bu yakınlaşmasının, Arap ülkeleriyle olan ilişkilerinde zayıflamaya yol açmaması için de gayret göstermektedir.
Orta Doğu ülkelerini İsrail’le olan ilişkilerine göre 3’lü bir ayrıma tabi tutacak olursak, şöyle bir tablo ile karşılaşırız:
1-) İsrail’le barış içinde olan ülkeler: Mısır, Türkiye, Ürdün
2-) İsrail’e karşı olan ülkeler: İran, Irak, Suriye, Libya
3-) Seyirci durumunda olan ülkeler: Tunus, Cezayir, Körfez ülkeleri
Günümüzde Orta Doğu’da, çok önemli güç dengelerinin mevcudiyeti söz konusudur. Bu güç dengelerini etkileyen faktörleri ise şöyle sıralayabiliriz:
1-) Arap-İsrail Çatışması/ Barışı Süreci: Bu süreçte kabul ettirilmek istenen en önemli şey, İsrail’in, Orta Doğu’nun bir parçası olduğu ve olası birleşmelerin İsrail merkezli olması fikridir.
2-) Radikal İslami Hareketler: Bölgede, İsrail’in Filistin’e karşı haksız bir tutum içerisinde bulunduğunu iddia eden ve Filistin’in haklarına karşı daha saygılı davranılmasını sağlamak amacıyla kurulmuş çeşitli örgütlerin yaptığı faaliyetlerdir.
3-) Silahlanma: Özellikle İran-Irak Savaşı öncesinde başlayan ve günümüzde hat safhaya ulaşan silahlanma sorunu bölge halkları üzerinde psikolojik etki yapmakta ve bölgenin uluslararası kuruluşlar tarafından kontrol altında tutulması gerektiği düşüncesine yol açmaktadır.
4-) Petrol Boru Hatları: Bölge petrolleri Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı devletlerin kontrolü altındadır. Günümüzde söz konusu devletler Orta Asya ve Hazar petrolleri ile de ilgilenmektedir.
5-) Demokratikleşme: Belki de bölgedeki en önemli sorun, bölge ülkelerinde demokratik yönetimlerin kurulmamış olmasıdır.
Medeniyetler tarihinde önemli bir yere sahip olan Orta Doğu, günümüzde de uluslararası arenada devletlerin gündemindeki yerini ayni sıcaklığı ile korumaktadır. Bölgede barış ve huzurun sağlanması demokratikleşme surecinin hızla başlatılması ve dış güçler ile bölge ülkelerinin bu demokratik ortamda iyi iliksiler kurması ile doğru orantılıdır. Bölge ülkelerinin demokratik yönetimlere kavuşması, bölgesel istikrarı da beraberinde getirecektir.
· Fatih BALCI: University of Baltimore, Graduate Student
· · Hüdaverdi BALCI: Dumlupınar Üniversitesi, Yüksek Lisans Öğrencisi
03.18.2005(10:53:52)
Turkishweekly.net
Yorumlar
Leave a Comment